Florence Chadwick... Manş Denizi’ni her iki yönde geçmeyi başaran ilk kadın yüzücü...
4 Temmuz 1952 günü, 34 yaşında iken bir ilki daha gerçekleştirmeyi deniyor. Pasifik Okyanusu’na dalarak, Catalina adasından, 21 mil batısında kalan Kaliforniya’ya doğru yüzmeye başlıyor.
O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu. Milyonlarca insan televizyonlarından onu izliyordu, köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü. Yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü, araya çok yaklaştıklarını ve devam etmesini söyledilerse de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Böylece bir rekor denemesi başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.
Azimli yüzücü, Kaliforniya kıyısına yarım mil kala sudan çıkısının nedenini ise, daha sonra şöyle açıkladı: "Karayı görebilseydim, başarabilirdim!"
Anlaşıldı ki; vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk, ne de soğuktu; Tek neden, sis yüzünden karayı görememekti...
Zor zamanlardan geçiyoruz...
Sanki kaynağı ve ne zaman kalkacağı bilinmeyen kalın bir sis tabakası tüm heybeti ve umursamazlığıyla önümüzde duruyor.
Böyle zamanlarda şirketlerin/kişilerin önlerini görememeleri ve bir nevi hedefsiz kalmaları gelişimin de en büyük düşmanı oluyor. Her türlü yatırım kararı askıya alınıyor, performanslar düşüyor ve hatta üretimini dahi durduran şirketler oluyor. Belki de kısa vadede geçici bir belirsizlik nedeniyle alan-satan, üreten ekonomi nefes alamaz hale geliyor ve bu da telafisi çok zor zararlara yol açıyor.
Peki, ama ne yapmak lazım dediğinizi duyar gibiyim...
Böyle kriz dönemlerinde alınması gereken ekonomik tedbirleri akademik makalelerde fazlasıyla bulabilirsiniz. Ancak yönetim bilimi açısından bakıldığında, her türlü ekonomik tedbir fazlasıyla alınsa ve başarıyla uygulansa dahi, öyle bir kriter var ki, o olmazsa şirketlerin bu krizi aşması mümkün değildir...
Her türlü tedbir ile eşzamanlı olarak devreye alınacak yönetim aracı; “iletişim”dir.
Sebebi ne olursa olsun, önüne sis perdesi inmiş bir şirkette ilk yapılması gereken; şirket içi ve şirket dışı iletişimin kesilmesini önlemek ve kısa sürede daha da güçlendirmektir. Çünkü bilinen ve yaşanan bir gerçektir ki; net ve doğru bilginin olmadığı yerde yalan yanlış bilgiler ve dedikodular başlar. Ekonomideki her şirketin ayakta kalma refleksi harekete geçer, çalışanlarda ise gelecek kaygısı her şeyin önüne geçer. Bu nedenle gerek dışarıdaki üçüncü kişilerin gerekse de içerideki yönetici ve çalışanların zamanında, tam ve doğru olarak bilgilendirilmeleri son derece önemlidir. Yapılan bu bilgilendirmeler ile hem içeriye hem de dışarıya kuvvetli mesajlar verilmeli, her şeyin kontrol altında olduğu iletilmelidir. Bu iletişim de, tek bir kaynaktan ve son derece yalın ve sade bir dile ile kurulmalıdır. Asıl olanın ne söylediğiniz değil, söylediklerinizden karşıdakinin ne anladığı olduğu unutulmamalıdır.
İster yönetsel, ister mali ister operasyonel bir kriz olsun, önemli olan sağlıklı bir iletişim yönetimi ile bu süreci en az zarar ile sonlandırabilmektir. Bunun için atılması gereken 4 önemli adım sayılabilir:
- Kriz Yönetim Planı hazırlanmalı, krizin tanımı/kapsamı netleştirilmeli ve kriz (zor da olsa) tüm yönleri ile kabullenilmelidir.
Karşı karşıya kaldığı krizi net olarak tanımlayamayan ve kabullenemeyen bir şirketin bu krizi aşma şansı yoktur. Krizi görmemek veya inkâr etmek, şirkete fayda değil zarar getirir. - Krizi yönetmek ve yönlendirmek için tam yetkili bir Kriz Yönetim Ekibi oluşturulmalıdır.
Kriz yönetimi “ortak akıl” ile çalışır. Bu dönemde alınan/alınmayan her kararın, şirketin marka değerinden, imajına ve mali yapısına kadar çok geniş bir etki alanı olduğu düşünülürse, bu işin her konuda yetkilendirilmiş, donanımlı bir ekip tarafından yürütülmesi şarttır. Herkesin iyi niyetli olduğu varsayılsa bile, genel strateji ve politikalardan ayrı yürütülebilecek münferit girişimlerin şirkete zarar verebileceği unutulmamalıdır. - Kriz yönetiminin vazgeçilmez bir parçası olarak bir İletişim Stratejisi oluşturulmalı ve bu strateji içeriden veya dışarıdan seçilecek bir sözcü tarafından uygulanmalıdır.
Bazen söylenecek bir kelime ve kurulacak bir cümle bile şirket için hayati önem taşır. Bu nedenle, kurulacak iletişimin kanalları, yoğunluğu ve şekli önceden belirlenmeli ve özellikle dış iletişim, mutlaka ama mutlaka tek bir Sözcü üzerinden kurulmalıdır. - Kriz dönemi ve sonrası hasar tespiti yapabilmek için rutin değerlendirme faaliyetleri yapılmalıdır.
Krizler geçicidir. Ne zaman ve ne şekilde biteceği bilinmese de öngörülebilir. İşte bu yüzden, kriz bugün bitecek gibi hazırlıklı olmak, hiç bitmeyecek gibi de kontrollü gitmek çok önemlidir. Rutin olarak yapılacak hasar tespit çalışmaları, Kriz Yönetim Ekibi ve onun geliştireceği kriz yönetimi stratejilerine yol gösterici olacaktır.
Unutulmaması gereken; kriz dönemlerinde risklerin de arttığıdır. Eğer, hayatta riskin hiçbir zaman “sıfır” olamayacağı kabul edilir ve şirketlerde buna göre “risk odaklı” “kurumsal” bir yönetim şekli benimsenirse, kriz dönemlerinden en az hasarla ve hatta (hatalardan ders almak ve aynı hataları tekrarlamamak kaydıyla) faydayla da çıkılabilir.
Kriz dönemlerinde sağlıklı bir iletişim yönetimi uygulamaya alınabilir, sisin arkasındaki parlak ve güneşli günlerin pozitif havası, tüm taraflara doğru zamanda ve en doğru şekliyle aktarılabilirse “bir musibet bin nasihatten evladır” atasözümüz bir kere daha haklı çıkacaktır.
Sevgiyle kalın.
